|
Çorapçızade’nin
ünlü Uşşak şarkısının güftesi bu sözlerle başlar: “Ney neva
eyler...” Neyin vasfı, özelliği bu: Neva eylemek. Neva kelimesinin
bir çok anlamının yanında bir anlamı da figân, feryat.
Çorapçızade’nin şarkısında da bu anlamda kullanılıyor. Her sazın
kendine has özellikleri vardır. Kendine göre bir rengi, bir
tınısının yanında bazı sazlar bazı duyguları dile getirmede daha
yetkindir. İşte klasik musikimizin yegane nefesli sazı olan neye de
yakışan, onun figanı, feryadı, ayrılıkları dile getirmede yetkin
oluşu. Nitekim Çorapçızade’nin şarkısının güftesi “...keman inler,
tef döver sinesin” şeklinde devam eder. Demek ki kemana yakışan da
inlemek. Keza ney sazı işrete uygun bir saz değildir. O nedenle
işrete meraklı çevrelerde pek rağbet görmez. Hz. Mevlana’nın Mesnevi
Şerif’e neyle başlaması da rastlantı değildir. Ney dini duyguların
terennümüne uygun bir sazdır sonuç olarak. Bu, neyle diğer duygular
ifade edilemez demek değildir. Sonuç olarak ney bir müzik aletidir.
Her tür müziği icra edebilirsiniz onunla. Ama ney en çok dini
duyguların terennümünde kendini gösterir ve etkenliğini kanıtlar.
Bir sazla onu icra eden sazende arasında nasıl bir bağlantı vardır?
Her insan her sazı aynı performans ve istekle çalabilir mi? Ya da
saz seçiminde kişinin ruhsal yapısı bir rol oynamaz mı? Bizim
tespitimiz şudur ki ney öğrenmeye gelen müptedilerin büyük çoğunluğu
neyi sadece bir saz olarak görmemekte, o sazı öğrenirken ağırlıklı
olarak onun temsil ettiği düşünceye, manaya ilgi duymaktadırlar.
Gerek bir hanendenin, gerekse bir sazendenin icrasının etkenliği(müeessiriyeti)
hangi nedene dayanır? Yani “gönül telimizi titreten” icra nereden
kaynaklanır? Bazı kişilere sorarsanız bu bütünüyle tekniğe dayanır.
Bizim görüşümüz; tekniği inkar etmemekle birlikte, bir müzik
icrasının etkenliği, icracının gönül sadeliğine, nefsinin saflığına,
kalbinin temizliğine , sazını yenmiş olmasına, bizim musikimiz için
makamatı kendine mal etmiş olmasına dayanır. Eskiden kullanılan bir
ifade vardı:Fem-i muhsin. İhsan edici ağız yani. Gönül evini
temizlemiş musikişinasa verilen ad bu.
Bir eseri fem-i muhsinden geçmek tercih edilir, böyle üstatlar el
üstünde tutulurdu. Klasik musikimizin büyük bestekarlarının çoğunun
Mevlevi tarikiyle, dedeganla irtibatlı oluşları da musiki ve gönül
temizliği arasında irtibat bulunduğunun bir başka göstergesi.
Bir sazı -bu ney olabilir, başka bir saz olabilir-musikiye yeteneği
olan her insan çalabilir, icrada bulunabilir. Ama kanımca mesele bu
değil. Yapılan icra, gönül telimizi titretebiliyor mu? Bize lazım
olan bu: Gönül telimizin titremesi. Yoksa musikiden beklenilen, arzu
edilen şifayı bulmak pek mümkün olmaz.
Ali SARIGÜL |